25.01.2008

biz hiç/artık yokken...

dün gece çok mutlu uyudum. karıncamla, yine bizden başka hiç kimsenin anlayamacağı o dünyanın kelimeleriyle anlaştık, o dünyanın zihniyetiyle düşündük, o dünyaya yine kendimizi kaptırıp gittik. çok güldük, o anda uydurduğumuz şeylere. uyumadan önce yatakta kahkaha atmak, gülmekten ölmek çok güzel bir şeydir. sonra, bir insanın, yanındaki insandan hiç sıkılmamasının ne güzel bir şey olduğunu düşündüm. kendine eş bir dünyada beraberken yalnız kalma ihtiyacı hissetmeyecek kadar rahat olmak gibi bir şey diye anlatabilirim ancak bu durumu. sonra karıncayla da paylaştım düşüncemi, katıldı bana, çok özel bir şey olduğunu söyledi bunun. sonra böyle mutlu işte, uykuya daldım. kısa bir süre sonra sıçrayarak uyandım, yavru bir köpeğin ağzında gördüm elimi, ısırmıyordu ama öyle tutuyordu elimi ağzında 'allah allah' diyerek döndüm, yeniden uyudum. sonra ne zaman gördüm ikinci rüyamı bilemiyorum ama dünyanın en garip düşüncesi ya da duygusu diyebileceğim bir şeyi yaşadığımı hissediyordum sabah. ben ölüydüm, daha doğrusu ölmüşüm, şu an benimle bugünü yaşayan herkes, geçmişi yaşayan herkes, geleceği yaşayacak herkes de ölmüş. yani çooook zaman geçmiş bizim devrimizden. dünya yine aynı dünya, ama biraz da değişik gibi sanki. bizden hiçbir şey kalmamıştı geriye, hiçbir iz yoktu. bir andı gördüğüm, yaşadığım, bir zaman dilimi, ama bizden çok sonra. biliyordum işte artık dünyanın benden sonra nasıl olacağını, ne kadar da kötü hiçbirimizden bir iz kalmaması. çok acıklı bir rüya. dünyadaki en acıklı rüyadır bence. öyle derin bir acı ki, bu dünyada ne kadar da geçici bir varlık olduğunu yaşayarak hissetmek. sabah kalkıcam, bu rüyaya sadece bir rüyaydı diycem ve günlük hayatın telaşına kapılıp bu duyguyu rafa kaldırıcam dediğimi şu an hatırladım. garip işte, anlatılamaz bir duygu. bunu yaşamak herkese nasip olmaz biliyorum ama neden ben herkes gibi sıradan rüyalar görmüyorum? nasılsa bu yazdıklarım da havada bir toz bile olmayacak, bir süre sonra. kısırdöngüye giriyorum işte, aklımı kaçıracak gibi oluyorum. acaba hangi marka cep telefonu alsam, bugün işe giderken ne giysem, otobüsle mi gitsem minibüsle mi taksiyle mi yoksa gibi sorularla unutmaya çalışıyorum benden sonrayı. ben oluveriyorum şimdideki. içimde bir saygı duruşu var benden öncekilere ve onların zamanlarına. saygı duruşumun ardından kadeh kaldırıyorum içimden, şu hayat keşke hiç yaşanmamış olsaydı demediğime hiç.

4 yorum:

zaar dedi ki...

Üstadım; ben artık pes ettim. Pes! O dünyanın kelimelerini -hepsini de değil, bazılarını- başkalarına söyleyip aynı tepkiyi beklemeyeceğim artık. Zamanın bölünemeyen en küçük parçası olan an, seninle beraber yaşandığında nitelik değiştiriyor. Sadece 'ne kadar bi süre?' değil, 'nasıl bir süre?' sorusu sorulduğunda da error veriyor zamane cihazlar efenim.

elenchus dedi ki...

çok sevgili zaarım,

düşünce ve duygular bu kadar paralel olunca söylenecek pek de bir söz kalmıyor geriye. iyi ki varsınız...
error diyor cihazlar, ben anlamıyorum o cihazları efendiim, bir insan eliyle hayat bulmuş cihazlar mı ölçecek insan denen karmaşık varlığın duygularını? tüh tüh tüh ne zamanlara kaldık pirim.
saygı ve sevgi çerçevesinde muhakkak dostluğumuzun mutlak olmasını dilerim üstadım, saygılarımla...

zaar dedi ki...

Söylemeden edemeyeceğim; karıncadan yavru köpek mertebesine terfi ettiğimi düşünürken yaşadığım sevinç neden sonra üzüntüye dönüştü. Önemli olan boy değil dediler, yine sevindim.

elenchus dedi ki...

canımın içi zaarım,

o rüya, arada geçen bir paylaşım idi. sizinle alakası yok. aşkolsun pirim, üzmeyin allahaşkına beni. ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyor mu sizin? neden sonra'larınız olmasa bu hayat çekilmez...