7.01.2008

Tünaydın

Soğuk bir gün. Öğle arasında işyerinden sigara almak için çıktım. Aslında sigaraya karşıyım, ama içerim. Brrr bayağı soğuk bir gün, yine de tadını çıkarmaya çalışıyorum aydınlığın, en yalın halimle günü koklamaya çalışıyorum üşümeme aldırmadan. Adeta ayaklı Sistem Yayıncılık kitapları olmak ister bir haldeydim, anı yaşa, mutlu et kendini, şimdi ve burada, geçmiş ya da gelecek yok, anı yaşa, anı yaşa. Aslında bunları çok da düşündüğüm yoktu, üstümdeki mistik yükü unutma ya da hafifletme çabası desek daha doğru olurdu bu yaptıklarıma. Hem yorulmuştum hem de bugün sıradan bir gündü inanıyordum/inanmak istiyordum. Bugün sıradan olmak istiyordum. Tüm olağandışılıklar başkalarının olsundu bugün. Kaldırımda yürürken 20 metre ilerde köpeğini gezdiren birini gördüm, kadın mıydı erkek miydi bilmiyorum, anımsamıyorum, köpek çok sevimliydi ona odaklandım. Bir şeyler kokluyordu, birkaç adım atmıştım ki beni bekliyormuşçasına kaldırıp kafasını bana baktı. Bakmak mı, bazı bakışlar vardır ki bakış denmez ona. Hareket etmiyordu, sadece bakıyordu, kilitlenmişti, yaklaştım, bakışları beni delip geçti sanki. Köpeğin gözlerine bakınca dehşetle ürperdi her yanım, geçmişime dair küllendiğini düşündüğüm bir şeyler o gözlerde alev alev yanmaktaydı. Neydi bu, bir an mı, bir zaman dilimi, bir oluştu galiba, ben geçmişim mi olmuştum bir anda? Aklımı kaçırıyorum galiba diye düşünmeye kalmadı, o da nesiydi, köpek bana doğru kararlı ve çevik bir hamle yaptı. Ne yapacağımı bilemediğim bir boşluk sonrası hayal meyal köpeğin sahibinin elindeki tasmadan usulca sıyrılıp bana koşmaya başlamak üzere olduğunu farkettim. Bir belaya bulaştığımı anlayıp, sigarasız bir hayatım olsa ne olurdu ki sanki diye içlenmeye başladım. Ama içlenecek zaman değildi. Ne yapacaktım, kaçtım. Koştum, koştum, koştum. Hiç durmamacasına koştum. Havlamamıştı, ses çıkarmamıştı, haber vermemişti sadece birden kovalamaya başlamıştı. Aylar, yıllar geçti ben koşarken, ses vermiyordu ama ne kadar mesafedeydi biliyordum, kahretsin ki yine hissediyordum. Kalbim beynimde atıyordu, bacaklarım benden ayrı bir mekanizma, kurulmuş koşuyordu sanki. Köpek de peşimden. Bilmediğim sokaklar geçiyordum, saniyede bin tane düşünce geçiyordu aklımdan, ne oluyorduk? Kalbim yerinden fırlayacaktı, dizlerimin pili bitmişti, durmak zorundaydım. Arkama bakamıyordum çünkü gerek yoktu, azman bir köpek tarafından kovalanıyordum işte. Kuytu bir köşeye gidip durdum, bedenim sabit kalınca beynim çalışmaya başladı sanki, buldum, köpek değil o kovalayan, benim geçmişim. Ne işi var geçmişimin şimdi burda, buldum da ne oldu, kurtuldum mu sanki? Bir de köpek kılığına bürünmüş, daha asil bir hayvan olsaydın bari. Demeden, köpek karşımda dikiliverdi. Dişi, çizgi filmlerdeki gibi parladı ya da bana öyle geldi. Bakma öyle bana, bunu yaşamaya dayanamıyorum, bakma diyorum sana bakma, bakma, bakma. Ne yapacaksan yap pis köpek, yeter ki gözlerini dikip bakma öyle. Hem sahibin kim senin, kim çaldı seni benden, kim düşman etti seni bana, ona çok kızgınım. Çok yoruldum, dayanamıyorum. Sanırım bayılmayı seçicem ya da bayılmam gerektiğine benim yerime karar verildi/verilecek. Gözlerim ağırlaşıyordu, Sistem Yayıncılık kitaplarından nefret ediyordum, ben bu anı yaşamak istemiyordum. Bayıldım, daha önce hiç bayılmamıştım. Gözlerimi açtığımda ne bir hastane odasındaydım ne de yanımda sevenlerim vardı, ben böyle ummamıştım. Aynı yerdeydim, hiç mi kimse geçmez bu sokaktan, hiçkimse yardım etmez mi yığılıp kalmış bir insana? Bunlar koymuyordu artık. Köpeği aradı gözlerim, yoktu, gitmişti, yokolmuştu desek daha doğru. Çok yorgundum. Bu neydi şimdi? Ağır aksak yürürken bunu düşünüyordum. 'Bir fobiniz oldu, hayırlı olsun' der gibi bir ses duydum. 'Sadece bir fobi mi sanki, fazlası, çok daha fazlası' diye cevap verdim.

Hiç yorum yok: