9.03.2008

fark-ında hayatlar

ne sevenim var, ne soranım var, öyleee yalnızım kiii
bana kaderimin bir oyunu mu bu? aldı sevdiğimi verdi zulümüüü
ajda'nın söylediği, aslen yaşlı olan bu şarkıya sıkça rastlıyorum radyoda. tipik çaresiz, dertli türk bakışının başarıyla dillendirildiği, rakı sofrasında iyi gidecek bu eserimizden yola çıkarak biraz 'farkındalık' ile ilgili konuşmak istiyorum bugün. belki oradan başka yerlere de sıçrarım.

şu hayatta en önemli şey sanırım 'farkında olmak'. farkındalığın levelları var diye düşünüyorum. yaşa bağlı olarak gelişen farkındalık, tecrübe ile gelişen farkındalık, zeka ile bağlantılı farkındalık bir de hiçbir şey yapmadan var olan farkındalık. işte bunlardan hepsi birarada olunca en şanslılar arasında sayabilirsiniz kendinizi. sonuncu farkındalık türümüz sezinlemekle alakalı olduğundan bu aşama biraz daha iddialı. zeka sonucu gelişen farkına varma durumu da benzerlik teşkil ediyor. bu iki konuda iddianız yoksa iyisi mi siz , yaş ve deneyim ile artan farkındalık türünüzü geliştirmeye odaklanın. hepsi varsa zaten şanslısınız yazının devamını okumanıza bile gerek yok. durun durun gitmeyin canım hemen, başladınız bir kere sonlandırın bence. ne diyordum, yaşa bağlı gelişen bir çok davranışımız var, dönemsel olarak illa ki yaşamamız gereken durumlar, vermemiz olası tepkiler. ben bu dönemlerde epey yordum kendimi ,keşke o zamanlar 'bunlar dönemsel tatlım takma kafana' diyen birileri olsaydı, şimdi ben bunu yapmaya çalışıyorum rastgeldikçe. bir yandan da iyki de sorgulamışım diyorum yoksa bugün bu farkındalık levelında olamazdım ki. birbiriyle bağlantılı bir durum işte. tecrübe ile gelişen farkındalık ise çok subjektif bir olgu illa ki. hepimiz benzer şeyleri yaşayıp farklı sonuçlar çıkarıyoruz. benzer durumlar da var mutlaka ama işin ilginci benzer şeyleri defalarca yaşayarak hiçbir sonuç çıkaramadığımız durumlar da çok oluyor. senelerce devam eden sürüncemeler, bir türlü açığa kavuş-a-mayan çelişkiler gibi. bunlara da 'dönemsel' diyerek geçiştiriyoruz. sanırım kendimize hesabını veremediğimiz hiçbir şey yok şu hayatta. ne de olsa hepimiz kendimizden yanayız. ancak bu şekilde kolaylaşıyor hayat zaten. yaşasın hayat! şimdi farkettim de bu yönüyle ne güzel şu yaşamak denilen şey. yaşasın farkındalık! bak ne güzel sevinç doldu içim.

1 yorum:

silgi dedi ki...

ortaokuldayken, o zamanlar hoşlandığım oğlana artizlik yapmak ve yanında tuhaf şeylerden konuşabilmek için (tuhaf her zaman çekicidir) krishnamurti'nin farkındalığın ışığı isimli kitabını almıştım. mavi kaplı, ince bir kitaptı. oldukça boktan bir çeviriydi. akmar pasajının üst katındaki ilk kitapçıda bir kolinin içinde duruyordu. şimdi kütüphanemin en üst rafının arka sırasında bir daha okunmayacak kitaplar arasında duruyor.

şarkıyı da orhan gencebay'dan dinlemek lazım, ajda halt etmiş.