9.04.2008

bitmez...

ilkbaharın gelişine sevinirken tam, sonbaharı da aslında çok sevdiğim aklıma geliyor, sonra çocuksu bir bakışla mevsimleri insanmış gibi kanıksayıp, sonbahara haksızlık ettiğimi düşünüp hatta bizzat kendisini aldatıyor gibi hissedip, ilkbaharın gelişine yarım yamalak hatta burukluk içinde, içli ve gizli bir sevinme durumu yaşayıp, bu durumu yaşamaktan şikayet ederken dikkatim dağılıyor, başka bir şeye odaklanıp unutuyorum. sonra başka bir anda başka bir yerde, yaşadığım sıradan bir olaya avazım çıktığı kadar bağırmak, ciyaklamak sonra birden susup hiçbir şey olmamış gibi davranmak hatta eğer mümkünse o anda bu yaşantıyı unutmak istiyorum ama aklıma aslında sakin ve hayatla barışık, bağırışı patırtıyı sevmeyen mizacım geliyor, anlık çıkışları unutmak zorunda hissedip kendimi, aslıma dönmeliyim diye düşünürken kızgın olduğumu unutup, olanlar ve olması gerekenler ile ilgili derin düşüncelere dalıyorum ancak o sırada öfkemi unutsam da hissetmeye devam etmeyi nasıl başardığımı bilemeden başarıyorum, tam o anda kapıdan biri giriyor ya da kendimi birden bir büfede sigaramın markasını tam söyleyecekken satıcıya, başka bir markayı söylerken buluyorum kendimi, neden yıllardır içtiğim sigaranın markasını değil de hiç içmediğim bir sigaranın markasını söylüyorum ve üstüne bir de düzeltmek zorunda kalıyorum diye düşünürken düşünce yüküm bakıyorum birden dağ oluyor o dükkandan çıkamıycam gibi, senelerce orada yanlış söylediğim sigara markasını satma cezasına çarptırılacakmışım gibi bir hisle yoğrulup, düşüncelerimi döke saça, aceleyle büfeden çıkıyorum. çıkınca geçiyor, hiç yaşanmamış gibi farzedip, kulaklığımı takıyorum kulağıma. hayatta bir çok yaşantıyı hiç yaşanmamış farzederek yürüdüğüm gibi yoluma...sultanahmet katlediliyor diyor haberlerde, o kadar üzülüyorum ki gidip sultanahmet'te meydanın tam orta yerinde oturup açlık grevi yapma isteği coşuyor içimde sonra aklıma adile naşit-münir özkul turşucu üçlemesi ya da dörtlemesi ya da beşlemesi filmlerinden birindeki o çocukların taksim meydanı'nda açlık grevi yaptıkları sahne geliyor, gülümsüyorum, ama ağlamaklıydım ben diyorum sonrasında, numara bebek ağlamaları çınlıyor kulağımda, sultanahmet'in durumu canımı yakıyor oysa ki, nasıl bu kadar geçişken olabilir şu insanoğlu diye düşünürken haber değişiyor. yok diyorum, dikkatimi sürdürücem diyorum, sultanahmet için en az bi 20 dakika hırpalarım kendimi diyorum, yok olmuyor, vazgeçmiyorum, odaklanmaya uğraşıyorum, e gerçekten üzülüyorum çünkü, o sırada telefonum çalıyor, sultanahmet'te de epey vakit geçirmişliğimiz olan bir arkadaşım arıyor, açıyorum telefonu, tam yerebatan sarnıcı'na gidelim mi diyeceğim sırada 'sana bir şey sorucam' diyor, soruyor da, ben o havadan farketmeden çıkıp, lay lay lom bir ruh haline hemencik giriveriyorum. sonra hasbelkader bu konu aklımdan geçiverse, asla açlık grevi yapamayacağımı düşünüp, bu koskaca yaşantıdan bana kalan bu mu yani diye hayıflanırken canım turşu istiyor hatta dikkat ediyorum da (burda dikkatimi yoğunlaştırabiliyorum nedense birden) turşu tadı geliyor ağzıma yutkunuyorum, boğazım yanıyor gibi mi oluyor be derken öksürük tutuyor, konudan kilometrelerce uzaklaşıyorum. bi an geliyor işte odamda tek başıma oturuyorum, insan umutla yaşarmış ya, kimisine göre de umut diye bir şey yok neyse, haydi diyorum kendime, gel canım, tatil yerimizi seçelim, o an her şey yolunda, insanım işte, tatile gidicem işte, yurtdışına gideyim diyorum sonra uçak geliyor aklıma sonra pasaport sonra vize sonra otel sonra yemek-içmek sonra alınacak hediyeler, sonra o sonra bu derken, gönül zenginliğimden olsa gerek en son para geliyor aklıma. yok diyorum yüksek lisanslar yapıcam ben gidemem diyorum ispanya'ya, italya'ya, mikanos'a, ama tatile de ihtiyacı var insanevladının diyorum sonra acaba ne alanda yüksek lisans yapsam diye düşünüyorum, aman ya o okulun yeri de pek bir uzak nasıl gidip gelicem diye düşünürken ispanya'ya gitmeyi bilirsin ama diye kendime laf sokuyorum, bu bende başlayıp yine bende biten diya-mono-logdan sonra yurtiçi tatilleri geliyor aklıma, yurtdışında yüksek lisans hayalleri kuruyorum birden bire, bodrum'da mayısta deniz sıcaklığı nasıldır diye düşünürken, ya hiçbir yere gidemeseydim en azından fırsatım var diyorum ve o an hiçbir yere gidemeyeceğim hissine kapılıyorum hatta inanmaya başlıyorum. 'neyse, kısmet' derken pareo almam lazım,terlik almam lazımlar geçiyor aklımdan, bunları düşündüğüme inanamayıp, kendimi odamdan dışarı atıyorum.neden başladım bu yazıya, ne anlattım bilmiyorum hatırlamıyorum, okumadan yayınlıycam be derken yok ya o kadar da değil şöyle bi bakarım en azından diye düşünüyorum. bakarım, bakmam,bakarım ,bakmam, bakarım, bakarım...derken kendimi çok yorgun hissediyorum ama bi yandan da kıpır kıpırım derken....

Hiç yorum yok: